Konfüçyüs'e sormuşlar: "Bir ülkeyi yönetmek durumunda olsaydınız, ilk önce ne yapardınız?" Şöyle cevap vermiş



sayfa1/3
kilavuzu.com > kullanım kılavuzu > Evraklar
  1   2   3
Konfüçyüs'e sormuşlar: "Bir ülkeyi yönetmek durumunda olsaydınız, ilk önce ne yapardınız?" Şöyle cevap vermiş;
"Hiç şüphesiz dili gözden geçirmekle başlardım.” der ve şöyle devam eder. Dil düzensiz olursa sözler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılamazsa yapılması gereken şeyler düzgün yapılamaz. Görevler gereği gibi yapılamazsa adetler ve kültür bozulur. Adetler ve kültür bozulursa adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa şaşkınlık içine düşen halk, ne yapacağın,ı işin nereye varacağını bilemez. İşte bunun için hiçbir şey dil kadar önemli değildir.

Erdem başı til. (Erdemlerin en başında gelen dildir.) Kaşgarlı Mahmut

Dil, insandaki konuşma yetisinden doğmuştur. Aristo

Dil bir milletin aynasıdır. Bu aynaya baktığımız zaman orada kendimizin en gerçek yankısını buluruz. Schiller

Kendi dilini tam olarak bilmeyen, başka bir dili de öğrenemez. Bernard Shaw

Dil bir ulusun ruhunun dış görünüşüdür Ulusun dili ruhudur, ruhu da dili. W. von Humboldt
“Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan doğal bir vasıta;

kendine has kuralları içinde yaşayıp gelişen canlı bir varlık; (VIII. Yüzyıl edgü > XII. yüzyıl eygü > XIV. yüzyıl eyyü > XVI. yüzyıl eyü > XVIII. yüzyıl eyi > XX. Yüzyıl iyi)

milleti bir arada tutan, koruyan ve milletin ortak malı olan sosyal bir kurum;

temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış gizli bir anlaşmalar sistemi,

seslerle örülmüş muazzam bir yapıdır.”
Dillerin Doğuşu

İlk insan dilinin hangi yolla oluştuğu sorusu üzerine eski çağda özellikle Hintli, Yunan ve Romalı bilginlerden günümüze değin pekçok kuram ve görüş ileri sürülmüştür:

-Dil, Tanrı’nın insanlara verdiği doğaüstü bir yetenektir.

-Fonetik bir evrim ve gelişimin sonucudur.

-Rastgele ortaya çıkan insan ruhundan gelen bir yansımadır.

-Yaşam zorunluluklarından doğmuştur.

-Tarih öncesi kurban ayinlerinin zorladığı bir olaydır, maddi kültürün yankısıdır.
Bu görüşler, konuşma dilini yaratan kaynağın niceliğine göre temelde iki grupta toplamaktadır:


  • Yeryüzündeki dillerin tek kaynaktan çıktığını savunan tek kökenci görüş,

  • Yeryüzündeki dillerin ayrı ayrı kaynaklardan meydana geldiğini savunan çok kökenci görüş



Dilin doğuşuyla ilgili belli başlı kuramlar ise,
Yansıma kuramı: Dilde yansıma adı verilen bu özelliğin dilin doğuşunu aydınlattığı savunulmuş ve bütün dil öğelerinin yansımalardan oluştuğu benimsenmiştir. Mesela Türkiye Türkçesindeki “miyavlamak, şırıldamak” gibi doğadaki sesleri yansıtan, taklit eden sözcükler yeryüzündeki bütün dillerde bulunmaktadır. “Miyavlamak eylemi Almancada Miauen, Fransızcada Miauler’dir.
Ünlem Kuramı:İnsanların duygularının etkisiyle çıkardıkları ünlemlerin, çeşitli kavramları karşılamak üzere sözcüklere dönüştüğünü ileri süren görüştür.
İş Kuramı:İnsanların bir arada çalışırken vücut hareketlerinin doğurduğu refleks seslenmelerden dilin doğduğunu savunan kuramdır.
Güneş-Dil Kuramı: 20. Yyın ilk yarısında Fransız bilimadamı Hilaire de Barenton tarafından ortaya atılan bu görüşe göre, bütün dinlerin ve ulusların kökünün Sümer dini ve Sümerler olması gibi bütün dillerin kaynağı da Sümerce’dir. İnsanlarn taptığı güneş, konuşma dilinin ilk fonemini oluşturduğundan kurama bu ad verilmiştir
Bir başka görüşe göre de sözcüklerin sesleri ile karşıladıkları nesneler arasında bir bağ bulunmaktadır. Başka bir ifadeyle dildeki sözcükler, belli kavramları belli ses kalıpları ile karşılayacak biçimde meydana gelmişlerdir. Dağ, su...
Dilin kökeni konusunda daha pek çok görüş ileri sürülmüştür. Bu konu bugün de aydınlığa kavuşabilmiş değildir. Bunun nedeni ise insan dilinin sözlü olarak ortaya çıkışı ile yazılı olarak saptanması arasında zaman bakımından tam bir belirsizlik bulunmasıdır.

Dilin temel birimleri ses, biçim, sözcük ve cümle’dir
Ses; dilin en küçük birimleridir. b,e,n,g,e,l,d,i,m

Biçim; anlamlı ve görevli en küçük birimdir. Belirtilmelidir ki sesler hem ses hem de biçim birim olarak kullanılmaktadır: Ben gel-di-m.

Sözcük; cümle içinde düşüncenin net bir şekilde ifade edilmesini sağlayan dil birlikleri olarak nitelenebilir. Kavramları kesin olarak ifade etmektedirler.Kelimeler, biçimbirimler yardımıyla sözdizimi içinde işlevlerini tamamlayabilmektedirler.

Cümleler,dilin yapısına ve sözdizimsel(Özne, tümleç ve yüklem) kurallarına uygun olarak düzenlenmiş dil birlikleridir. Sözdizimi dilden dile fark etmektedir.

Dilin Alt Dalları

Ana dil, lehçelerin şivelerin bütününün oluşturduğu dil olarak tanımlanmaktadır.

Dilin alt dallarını lehçe, şive ve ağız oluşturmaktadır. Bu ayrımlar ana dilin coğrafyaya farklılığına bağlı olarak ses, sözcük ve sözdizimsel olarak değerlendirilmesi sonucu ortaya çıkmaktadır.
Lehçe:Bir dilin tarihsel, bölgesel, siyasal sebeplerden dolayı ses, yapı ve sözdizimi özellikleriyle ayrılan koludur. Özellikle coğrafyanın, siyasal ve sosyal koşulların farklılaşmasıyla şekillenen, yine de aynı dil birliğine ait kimseler tarafından konuşulan lehçeler ana dilin değişik biçimleridir. Bugün Anadolu, Kuzey Kıbrıs, Batı Trakya bölgelerinde tek bir lehçe konuşulmaktadır. Bu da Türkiye Türkçesi’dir. Bunun yanında diğer lehçelerde Yakut Türkçesi, Hakas Türkçesi... sayılabilir.
Şive: Bu birçok yerde ağızla aynı anlamda kullanılır. Bir dilin bilinen ve takip edilen dönemlerinde kendisinden ayrılıp bazı ses ve şekil ayrılıkları gösteren kollarıdır. Azeri Türkçesi, Özbek Türkçesi, Kırgız Türkçesi
Ağız:Bir şive içinde bulunan ve söyleyiş farklılıklarına dayanan dilin küçük kollarına, değişik bölge ve şehirlerindeki halkın kelimeleri söyleyiş farklılıklarına ağız denir.Ankara ağzı Sivas ağzı
Kültür ve Dil-Kültür İlişkisi

Toplumlar yıllarca bir arada yaşayarak millet olma vasfını kazanmıştır. Bu bir arada yaşamayı sağlayan en önemli faktör de dil olmuştur. Dilin yanı sıra coğrafyanın, tabiatın biçimlendirdiği değerler dizgesi her bir toplumu diğerinden ayıran farklılıkları dolayısıyla kültürü tanımlamaktadır.Bu bağlamda kültür, insanın veya toplulukların tabiat karşısında yapıp ettiği her şeydir.
Kültürün ana omurgasını da dil oluşturmaktadır. Çünkü toplumların dünya görüşü, gelenekleri, yaşam tarzı ve felsefesi dile yansımaktadır. Dil birlikteliğinin belirlediği milletler kadar kültür daireleri yeryüzünde hayat bulmuştur.
Dilde bulunan kelimeler, deyimler ve atasözleri ifade kalıpları ait oldukları milletin yaşayış tarzını, insanla, tabiatla olan ilişkisini açıkça ortaya koyar.

Yaşanılan coğrafya milletlerin dillerinin yapılanmasında etkili olmaktadır. Deniz kenarında yaşayan milletlerde deniz ve onunla ilgili kelimelerin sayısı denizden uzak milletlere göre daha fazladır. Türkçede denizcilikle ilgili pek çok kelime Rumcadan alınmıştır.
Toplumların gelenek ve görenekleri sahip olduğu dile izlerini bırakmaktadır. Mesela; diller incelendiği zaman akrabalık terimleri farklılık göstermektedir. Türkçenin dayı, amca, elti, görümce, yeğen, baldız, hala, enişte gibi akrabalık terimlerinin çokluğu göz önüne alındığında Türk toplumunda insani ilişkilere önem verildiği görülür.
Toplumsal düzen içinde sürekli olarak insanların hayat şartları ve geçim yolları değişmektedir. Bu değişimi de dildeki kelime varlığında öğrenebilmekteyiz. Türklerin hareketli medeniyet oluşturdukları dönemden beri hayvancılık geçim kaynağı olarak önemli bir yer işgal eder. Hayvancılığın yaygın olduğu bölgelerde ve kırsalda hayvan isimlerinin ve bu alanla ilgili terimlerin çokluğu şehirlere oranla daha fazladır. Mesela büyükbaş hayvancılıkla ilgili olarak buzağı, düve, tosun, inek, boğa, öküz, sığır, yalak, yayla… kelimeleri gösterilebilir.
Din ve diğer uygarlık unsurları insan yaşamının bütününü etkilemekte ya da biçimlendirmektedir. Türkler tarih sahnesine çıkışından itibaren çeşitli inanışların ve dinlerin tesiri altında kalmıştır. Gök tanrı inancı, Maniheizm, Budizm ve sonrasında İslamiyet Türk diline pek çok kelimeyle taşınmıştır. Mesela namaz, ezan, ilmihal, cami gibi pek çok terim ve kavramı ifade eden kelime Arapça ve Farsçadan alınmıştır.
Siyasi yapı,kurumlar, kuruluşlar veya farklı medeniyet dairelerine yaklaşmak, temas halinde bulunmak da dilde işaretlerini açık olarak bırakmaktadır. Osmanlı döneminde devlet yönetimiyle alakalı olarak divan, padişah, Enderun gibi Osmanlı Türkçesinde kullanılan siyasi yapıya ait kelimeler Tanzimat döneminde ve Cumhuriyetle birlikte siyasi yapı farklılığını dile taşımıştır. Başbakan, parlamento, üniversite… Parlamento ile divan arasındaki farkı uygarlık anlayışı şekillendirmiştir.


Yeryüzünde tanımlanan milletler kadar kültür daireleri bulunmaktadır. Benzer ve ortak yanlarının çokluğuyla kültürler, medeniyet dairelerini belirlemektedirler. Aynı medeniyet dairesinde yer alsalar bile kültür dairelerinin farklılığı dikkati çekmektedir. Dün komşu kültürler birbirlerinden alışverişte bulunurken bugün uzak kültürlerle de alışveriş mümkün olmaktadır. Bununla birlikte bu alıverişte pek çok kelime taşınmaktadır. Ödünçleme ile alınan bu kelimeler dillerin kendi ses ve kurallarına uydurularak onları kendi varlıkları haline getirmektedir. Bugün Türkçede de Arapçadan, Farsçadan, Yunancadan, Rusçadan ve diğer dillerden birçok ödünçleme yapmıştır.
Bugün için zengin, güçlü veya zayıf dil kavramları sosyal işlev bakımından dilleri işaretlemektedir. Bir dilin güçlülüğü geniş bir coğrafyada geniş kitlelerin dili kullanmasının yanı sıra o dilde verilen ürünlerin sayısının fazla ve kalitesinin yüksek olması dilin güçlülüğünün göstergesidir. Bir dili zayıf kılan ise sosyal işlev kaybına uğramasıdır.
Bir dilde kelimeler ihtiyaç ortaya çıktığında yerini almaktadır. Pek çok kavramı ifade eden kelimeler dillerde zamanla ortaya çıkmaktadır. Özellikle teknolojik gelişmelerin hızlı yaşandığı ve bilginin hızlı yayıldığı bir dönemde bu durum kaçınılmaz hale gelmektedir. Bilginin, teknolojinin ve ekonominin getirdiği zenginlik ve güç, toplumlara hakimiyet getirdiği gibi dillerine de hakimiyet getirmektedir. Dillerini de edebiyat ürünleriyle destekleyen bu diller etken diller olarak yerini güçlendirmektedir. Bunların daha azına sahip olan toplumlar doğal olarak edilgen kalmaktadır. Etken diller kaçınılmaz olarak edilgen dilleri etkilemektedir. Bu da zamanla edilgen dillerin zamanla yok olmasına neden olacaktır.

Burada Türkçenin ihtiyaç halinde yeni kelimeleri şu yollarla sağladığını belirtmek yerinde olacaktır:

Kelime Türetme: Kelime kök ve gövdelerine yapım eki getirilerek yapılır. Türkçenin yapısı buna son derece elverişlidir. İş kökünden işlev kelimesinin yapılması gibi.

Birleşik Kelime:İki veya daha fazla bir araya getirilerek yeni bir kavramı karşılayacak kelimeler elde edilmektedir.Aslanağzı

Kısaltma:araştırma geliştirme ARGE

Kelime Diriltme:Kullanılmayan bir kelimenin yeniden kullanıma taşınmasıdır. Us bunlardan biridir.

Ağızlardan ve lehçelerden derleme:kuzey, uran(slogan)

Yabancı Dilden Alma:Televizyon, mesaj, masa…
Kültürün önemli bir parçası olarak görülen sanatlardan biri de dile dayalıdır. Malzemesi dile dayanan, insanda estetik haz uyandıran ve estetik kaygı ile söze dökülen manzum ve nesir eserler edebiyatı oluşturmaktadır. Edebiyat ürünleri ister sözlü olsun ister yazılı bir milletin kültüründen açık izler taşır.
Dil Etrafında Şekillenen Bazı Özel Kavramlar

Anadili

İnsanın içinde doğup büyüdüğü, aile ya da toplum çevresinde ilk öğrendiği ve bireyin toplumla en güçlü bağlarını oluşturan dildir.

Ana dili, kişilerin evrene bakış açısını belirlediği gibi onların düşünce çevresinin hem oluşturucusu hem de değişkenidir. Aynı zamanda bireyleri birbirine bağlayan, bir toplumu gelişigüzel bir insan grubu olmaktan çıkarıp millet haline getiren önemli etkenlerden biridir.

Ana dilinin önemli bir özelliği de dil gelişimi ve zihinsel gelişimin birbirini etkilemesinde ortaya çıkmaktadır. Çocuk, ana dilini öğrenirken çeşitli temel bilgi ve becerileri de edinmektedir. Bu da küçük yaşlarda alınacak iyi bir ana dili eğitiminin, bilgiye dayalı gelişime de katkı sağlayabileceği görülür.

Anadil

Dilbilimde bir dil ailesine kaynaklık eden dile de anadil adı verilmektedir. Buna göre Türk, Moğol ve Mançu-Tunguz dillerine kaynaklık eden ya da bu dillerin köken bakımından bağlı bulunduğu bir Ana Altay dili düşünülebilir
Standart Dil(Ölçünlü Dil)

Bir dili toplum olarak konuşan ve yazanların hep birlikte uydukları, belirli ölçü ve kurallara bağlı ortak dildir. Yani okullarda öğretilen, bütün resmi kurum ve kuruluşlarda televizyon, radyo, kitap ve gazete gibi iletişim araçlarında kullanılan dildir

Ülke içindeki ağızlardan birisi baskın duruma geçerek herkes tarafından kullanılmaya başlarsa bu dil, “saptanmış dil” olarak kabul edilir ve ülkenin resmi dili olur.

Diğer dil türlerini konuşanlar, öğrenme işini bilinçsiz yaptıkları halde standart dilde amaçlı bir yönlendirme söz konusudur ve standartlaşma adı verilen bu süreçte daha önce ağızlardan biri olan dil türü, standart dil konumuna gelir.

Bir ülkede hangi ağzın standart dilin temelini oluşturacağı konusunda iki önemli husus vardır. Bunlardan birincisi söz konusu ağız bölgesinin siyasi yönetimi, ikincisi ise ağzın kültürel itibarıdır. Bazen de her iki sebep bir arada bulunabilir.
Halk Dili

Bir dilin ses, şekil ve anlam bakımından, ağızlardan da etkilenerek yazı diline oranla bazı değişiklikler gösteren ve halk tarafından konuşulan şeklidir.

Yazı, Yazı Dili ve Konuşma Dili

Yazı

Seslerin işaretleridir.Sesleri işaret eden her sembole harf denmektedir. Yaygın görüş yazının atası olarak mağara duvarlarının yüzeyine yapılan resimlerdir. Bilinen ilk yazı MÖ 3500’lerin öncesinde Sümerlerin çivi yazısı olarak bilinir. Bu yazı başlangıçta resimlerden ibaret olduğu zamanla yazıya dönüştüğü kabul edilmektedir.

Türklerin kullandığı ilk alfabe olan Göktürk alfabesinin de resim kaynaklı olduğu düşünülmektedir. Türk yazı dilinin ilk belgeleri MS 6. yy’da tarihlenmektedir.

Latin alfabesi, eski Grek alfabesine dayanmaktadır. Bunlar Roman alfabesi olarak da bilinmektedir. Alfabe birliğinin olması dillerinin arasında bir bağ bulunduğunun göstergesi değildir. Bugün Latin alfabesini kullanan toplumlar birbirinden çok farklı kültürler olarak karşımıza çıkmaktadır.

turizm

Yazı Dili ve Konuşma Dili

Yazı dili,bir lehçe veya ağız üzerine kurulan ortak dilin yazıda kullanılması sonucunda ortaya çıkan yazılı dildir.Konuşma dili ise çeşitli söyleyiş özellikleri olan ve yazı dilinden farklı olan dil olarak tanımlanabilir.

Yazı dili, insan düşüncesinin oldukça ileri bir gelişmişlik düzeyinde ulaştığı dönemlerin ortaya koyduğu bir iletişim aracıdır. Yazı, kalıcı olduğu için konuşma dilinin unutma zafiyetini taşımaz. Ortamlara göre durmadan değişen konuşma dili açık, sağlam ve derin düşünmeye elverişli değildir.

Yazı, konuşmadaki ses, vurgu, jest ve mimik imkanlarına sahip değildir. Buna karşılık, dilde yapay olan noktalama ve birtakım yazım kurallarına bağlıdır. Konuşmada birtakım yanlışlıklar fark edilmez ya da dikkate alınmaz; ancak yazıdaki yanlışlıklar, yazılı anlatımın etkisini azaltır.
  1   2   3

sosyal ağlarda paylaşma



Benzer:

Konfüçyüs\Not: Konu ile ilgili yeni gelişmeler olması durumunda kayıt tarihleri...

Konfüçyüs\Bu bir nottur, çıktı almadan önce siliniz

Konfüçyüs\Bu bir nottur, çıktı almadan önce siliniz

Konfüçyüs\Yayımlanmak için gönderilen çalışmaların daha önce başka bir yerde...

Konfüçyüs\Sınavdaki soru türünden sınavın içeriğine kadar 35 soruya verilen yanıtlar şöyle

Konfüçyüs\1. Etmek, edilmek, eylemek, olmak, olunmak yardımcı fiilleriyle...

Konfüçyüs\Test edeceklerdir. Bu ödev öğrencilerinizin yaşlarına ve bu etkinlik...

Konfüçyüs\DÜzeltme cevap yazisi

Konfüçyüs\Okulumuz misyon, vizyon ve stratejik planını ilk olarak 2014 yılında...

Konfüçyüs\Test uygulanacak kişiye bir kâğıt, bir kurşun kalem ve bir silgi...
«Bir İnsan Çiz!» demekle ona, kendiyle eş cinste veya karşı cinse ait bir resim çizebilme özgürlüğü tanınmıştır. Bu öncelik kimi...


kullanım kılavuzu





© 2000-2020
kişileri
kilavuzu.com
.. Ev